Fâik Âli Ozansoy: Diyarbakırlı Servet-i Fünûn Şairinin Hayatı ve Eserleri
Görsel: Sureta / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
Diyarbakır doğumlu Fâik Âli Ozansoy, Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti edebiyatının önemli şairlerindendir. Hem Osmanlı bürokratı hem eğitimci olan Ozansoy'un hayatı ve edebi kişiliği bu yazıda.
Türk edebiyatının Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti dönemlerine damgasını vurmuş isimlerden biri olan Fâik Âli Ozansoy, 10 Mart 1876'da Diyarbakır'da dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Faik olan şair; tarihçi ve şair Diyarbakırlı Saîd Paşa'nın küçük oğlu, aynı dönemin ünlü şairlerinden Süleyman Nazif'in ise kardeşidir. Birkaç nesil şair yetiştirmiş köklü bir aileden gelen Ozansoy, edebiyat hayatına genç yaşta adım attı.
Eğitim Hayatı ve Servet-i Fünûn'a Katılışı
Fâik Âli Ozansoy, ilk ve orta öğrenimini doğduğu şehir olan Diyarbakır'da tamamladı. Lise ve yükseköğrenimini ise İstanbul'da, dönemin seçkin okullarından Mülkiye Mektebi'nde bitirdi. Öğrencilik yıllarında Servet-i Fünûn topluluğuna katılan Ozansoy, bu edebi hareketin en genç üyelerinden biri oldu. Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan ilk şiirlerinde Zâhir mahlasını kullandı. Bu dönemde tam bir ferdiyetçi olan şair, diğer Servet-i Fünûncular gibi aşk ve tabiat temalarını işledi; ağır ve süslü bir dil kullandı. Özellikle Abdülhak Hamid'in şiirlerinden etkilenen Ozansoy'un şiirleri, Abdülhak Hamid ile Servet-i Fünûn şiiri arasında bir köprü görevi üstlendi.
Bürokrasi Yılları ve Kütahya'daki İnsani Duruşu
Mülkiye Mektebi'nden 1901 yılında mezun olduktan sonra Osmanlı Devleti'nde çeşitli idari görevlerde bulunan Fâik Âli Ozansoy, kaymakamlık ve mutasarrıflık yaptı. İlk görevi, ağabeyi Süleyman Nazif'in mektupçu olarak çalıştığı Bursa'da maiyet memurluğuydu. Ardından Sındırgı, Burhaniye ve Pazarköy'de görev yaptıktan sonra Mudanya kaymakamlığına terfi etti. 1908 yılında Bursalı Haydar Paşa'nın kızı Mevhibe Hanım ile evlendi ve bu evlilikten beş çocuğu oldu.
Ozansoy'un bürokrasi hayatındaki en dikkat çekici olay, 1914 yılında Kütahya mutasarrıfı olarak görev yaptığı dönemde yaşandı. Askeri bir önlem olarak çıkarılan Tehcir Kanunu'nu, dönemin güçlü isimlerinden Talat Paşa'nın baskılarına rağmen uygulamadı ve şehrin Ermeni halkını korudu. Kütahya'daki olaylar yatıştığında, minnettar kalan Ermeni cemaati, Fâik Âli için Kütahya Ermeni Kilisesi'ne bir şükran kitabesi koydurdu. Bu insani duruş, onun tarihe geçen en önemli davranışlarından biri oldu.
Edebi Kişiliği ve Eserleri
Fâik Âli Ozansoy'un edebi hayatı, 1908 yılında Mithat Paşa için yazdığı uzun manzumeyle yeni bir yön kazandı; bu eserle birlikte ferdiyetçiliğin yanı sıra toplumsal konulara da yöneldi. İlk şiir kitabı Fani Tesellileri 1908'de yayımladı. Eserlerinin uzun süre yaşamayacağını düşündüğü için kitaba bu adı verdi. 1909'da Fecr-i Âti topluluğuna başkanlık etti ve topluluğa adını veren kişi oldu. Böylece nesiller arasındaki köprü görevini Servet-i Fünûn ile Fecr-i Âti arasında da sürdürdü.
Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sırasında yazdığı şiirlerini Elhan-ı Vatan adlı kitapta topladı. 1918'de kaleme aldığı Payitahtın Kapısında adlı oyununda, Çanakkale Savaşı sırasında geçen bir aşk öyküsüyle vatan temasını bir arada işledi. İki perdelik bu eser, sahnelenmekten çok okunmak için yazılmış manzum bir piyestir. I. Dünya Savaşı yıllarında yazmaya başladığı ikinci oyunu Nedim ve Lale Devrini ise 1950'de tamamlayıp yayımladı; bu eser de aruz ölçüsüyle yazılmış manzum bir piyestir.
Son Yılları ve Mirası
Mütareke döneminde birkaç ay Diyarbakır valiliği yapan Fâik Âli Ozansoy, 1920'de dâhiliye nâzırı Ebubekir Hâzım Bey'in döneminde müsteşarlığa getirildi, ancak iki ay sonra kabinenin düşmesiyle bu görevden istifa etti. Cumhuriyet'in ilanından sonra kendisine görev verilmedi; bunun nedeni, Diyarbakır valiliği sırasında 1919'da Erzurum Kongresi'ne şehirden heyet gönderilmesi talebini reddetmesiydi. Son idari görevi, Osmanlı dönemindeki Dahiliye Nezareti Müsteşarlığı oldu.
Ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşen Ozansoy, Mülkiye Mektebi'nde Fransızca, Saint Benoit Fransız Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yaptı ve büyük geçim sıkıntısı çekti. 1933 yılında öğretmenliği bırakarak oğlu Munis ile birlikte Ankara'ya gitti ve kendini tamamen edebiyata verdi. Oğluyla birlikte 1936'da Marmara adlı aylık bir dergi çıkardı; ancak dergi yalnızca 10 sayı yayımlanabildi. Fâik Âli Ozansoy, 1 Ekim 1950'de Ankara'da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Vasiyeti üzerine cenazesi İstanbul'a getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
Şairin anısı bugün de yaşatılmaktadır. İsmet Binark ve Nejat Sefercioğlu, 1970 yılında Faik Ali Ozansoy Bibliyografyasını yayımladı. Kimi şiirleri Bimen Şen, Cinuçen Tanrıkorur ve Ruhi Ayangil gibi besteciler tarafından şarkılaştırıldı. Kütahya'da görevliyken tehcirden kurtardığı Ermeni toplumunun üyeleri, her yıl 24 Nisan günü mezarı başına gelerek onun hatırasına saygılarını sunmaktadır. Ayrıca adı, Diyarbakır Yenişehir'de bir ilkokula verilmiştir. Fâik Âli Ozansoy, hem edebi eserleri hem de insani duruşuyla Türk kültür tarihinde unutulmaz bir iz bırakmıştır.
Kaynak: tr.wikipedia.org
Görsel: Sureta, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
THA - TürkAta Haber Ajansı